Sevgi Sitesi

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Tüm
İçeriklerimiz

Ölüm Şiirleri Şiiri

Ölüm şiirleri - Yazan: Admin, Kategori: şiir, Konu özeti: Ölüm ve ölüm ötesi ile ilgili ünlü ve amatör şairler tarafından yazılmış ölüm şiirlerine ulaşabileceksiniz.
Ölüm
Ölüm, ölüm varlığın son bulduğu son nokta,
Ölüm, ölüm yokluğun yok olduğu son nokta,
Ölüm, ateşli mızrak cehennemin kapısı,
Ölüm, iremli bahçe cennetin anahtarı,
Ölüm, dikenli yolda varlığın son bulması,
Ölüm, güller içinde yokluğun yok olması,
Ölüm, ruhun gitmesi ızdıraplar içine,
Ölüm, ruhun dönmesi mutluluga sevgiye,
Ölüm, dönülmeyen yol yolların son bulması,
Ölüm, başlangıç nokta varlığın başlaması,
Ölüm, ölüm hesabın sorulduğu dönemeç,
Ölüm, ölüm sualden ya hiç geçme ya da geç,
Ölüm, zebanilerin oltasına düşmektir,
Ölüm, zorlu yolların sıratından geçmektir,
Ölüm, bir karış ğüneş içine garkolmaktır,
Ölüm bahar havası sevinçten boğulmaktır,
ÖLÜM, ÖLÜM SEN DE ÖL, ÇÜNKÜ SENDE ÖLÜSÜN,
ÖLÜM, TUBA DALININ HİÇ BİTMEYEN GÜLÜSÜN
——————
Zalim Ölüm
Zengin, fakir ayırmayan
Makam, mevki tanımayan
Güzel, çirkin acımayan
Ölüm, ölüm zalim ölüm
Sevenleri ayıran o
Ocakları söndüren o
Kapı, kapı dolaşan o
Ölüm, ölüm zalim ölüm
Trafikte canavardır
Kötülerle arkadaştır
Savaşlarda doyumsuzdur
Ölüm, ölüm zalim ölüm
Bazen verem, bazen kanser
Çare olmaz dertler bulur
Doktor, doktor süründürür
Ölüm, ölüm zalim ölüm
Uçaklarda, gemilerde
Otolarda, trenlerde
Kaçamazsın bulur seni
Ölüm, ölüm zalim ölüm
Hatır bilmez, rüşvet almaz
Yalvar, yakar söz dinlemez
Yaşamana izin vermez
Ölüm, ölüm zalim ölüm
——————
Dünya fâni ölüm var
Cümle cihân senin olsa ne fayda
Be hey gülüm dünya fâni ölüm var! ..
Mahlûkların cümlesinde tek payda
Anla artık anla yâni ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Dünya hayâl ölüm gerçek bilesin
Gaflet sarmış sen ki ondan gülesin
Bilir misin nasıl, nerde ölesin?
Diyorum ki dostum hani ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Söyle hani nerde atan, ecdâdın?
Ölüm alır cândan lezzetin tadın
Unutulur! .. Bel ki duyulmaz adın
Alır elbet cândan cânı ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Sıra sana gelip vâden dolunca
O gül yüzün gülmez olup solunca
Hep sonumuz elbet ölüm olunca
Bre nefsim! .. Dinle beni ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Yıllar geçti nice baharın kışın
Kimler geldi kimler geçti bir düşün
Bir gidersen olmaz artık dönüşün
Unutma ki bekler seni ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Dostu dosta kavuşturan yol ölüm
Son nefeste imân varsa bal ölüm
İsteyene nasihâttir zûl ölüm
Bir çok zevke olur mâni ölüm var! ..
Unutma ki dünya fâni ölüm var! ..
Kul Mahmudum ölüm gerçek ölüm hak
Vâde dolar ölüm gelir muhakkak
Nice cândan sevdiklerin gitti bak
Rahmet olsun gâni gâni ölüm var.
Unutma ki dünya fâni ölüm var
——————
Ölüm Ölüm
Zorluklarla büyümüşüm
Para pulsuz okumuşum
Bu vefasız dünyada
Ancak birkaç kez gülmüşüm
Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm
Birazcık zaman ver bana
Yavrularımı son bir kez görem.
Ansızın dikildin başıma
Bakmadın hiç gözyaşıma
Yalvarmalarım boşuna
Dedi yolun sonundasın
Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm
Birazcık zaman ver bana
Yavrularımı bir daha görüm.
Daha işimi bitirmedim.
Eş dost ile görüşmedim
Yavrularım büyütmedim
Birazcık zaman ver ölüm
Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm
——————
Gerçektir ölüm!
Nasıhat isteyen, beni dinlesin
Dinlesin, düşünsün, iyi anlasın
Anlasın, ya tutsun, yahut yanlasın
Yanlasın mümkün mü, gerçektir ölüm!
Ölüm mukadderdir, herkes ölecek
Ölecek, huzura öyle gelecek!
Gelecek, Rabbine hesap verecek!
Verecek, hesabı, gerçektir ölüm!
Ölüm ki her cana elem veriyor
Veriyor, insanlar kabre giriyor
Giriyor, hayatı sona eriyor!
Eriyor, zevale, gerçektir ölüm!
Ölüm bir gerçektir uzak dur şerden
Şerden uzaklaşıp, hem kaç o yerden
Yerden yere bir gün düşersin birden
Birden her şey biter, gerçektir ölüm!
Ölüm Mikdatî'yi bir gün bulacak
Bulacak da acep nasıl olacak
Olacaklar olur ismim kalacak
Kalacak hatıram, gerçektir ölüm!
——————
Fâni Dünya
İlk günden alıştığımız emektar aydınlık,
Anne yüzünde, dost yüzünde, evlat yüzünde;
Her sabah başlayan şeye doymadık,
Düşümüz gerçeğimiz ne varsa yeryüzünde.
Gökyüzü belledik şu ürperen maviliği,
Başımız darda kalınca el açtığımız yer;
Gökyüzüdür avutan akıllıyı deliyi,
Gökyüzünde bulutlar uçurtmalar ümitler.
Her mevsimiyle insanı ayrı ayrı saran,
Bunca güzelliği nasıl koyup gideceğiz;
Yaman çalacak o çalmayası saat yaman,
Geçmiş ola bir kez yumuldu mu gözlerimiz.
Cahit Sıtkı Tarancı
——————
Ölümden Sonra
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.
Şimdi o dünyadan hiç bir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz
Ha olmuş, ha olmamış penceremiz;
Akar suda aksimizden eser yok.
Cahit Sıtkı Tarancı
——————
Otuz Beş Yaş Şiiri
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayâl meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
——————
Besbelli
Besbelli ölümüm sabahleyindir
İlk ışık korkuyla girerken camdan,
Uzan, baş ucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.
Sonra koş terlikle haber vermeye,
"Kiracım bu sabah can verdi" diye,
Üç beş kişi duysun ve belediye
Beni kaldırmaya gelsin, odamdan.
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
Sen de eller gibi adımı unut,
Kapımı birkaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsın diye arkamdan
Ahmet Kutsi Tecer
——————
Ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
Necip Fazıl Kısakürek
——————
İmam-ı Gazali'den, (Ölüm)ü sordu bir zat.
Cevaben o kimseye şöyle etti nasihat:
Bir mümin bilirse ki muhakkak ölecektir.
Kabir, Mahşer, Mizanı, Sıratı görecektir.
Ebedi kalacak yer, ya Cehennem, ya Cennet.
Ya ebedi bir azap, ya da sonsuz saadet.
Bunu iyi bilir ve inanırsa bir kişi,
Ölümü düşünmekten, olamaz mühim işi.
Nitekim Resulullah buyurdu: (Aklı olan,
Ölüm'ü hatırlayıp, hazırlanır durmadan.)
Kim hazırlık yaparsa mahşer için bu günde,
Cennet bahçesi olur mezarı öldüğünde.
Ve her kim de ölüm'ü etmezse hiç tasavvur,
Olur onun kabri de, Cehennemden bir çukur.
Zira buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:
(Lezzetlere son veren ölüm'ü yad ediniz.)
Yine ölüm hakkında buyurdu: (Ey insanlar!
Ölüm'ü, sizin gibi bilse idi hayvanlar,
Bir lokmacık yağlı et, asla yiyemezdiniz.
Zira kederlerinden olurlardı hiç etsiz.)
Biri sual etti ki Allah�ın Resulünden:
(Şehidlik rütbesine olur mu hiç yükselen?)
Cevaben buyurdu ki: (Kim ölüm'ü, bir günde,
Yetmiş kez hatırlarsa, şehiddir öldüğünde.)
Yine buyurdular ki Resulullah bir ara:
(Ölüm, vaiz olarak kâfidir insanlara.)
Başka gün de, methini yaptılar bir kişinin.
Buyurdu ki: (Kalbinde ne vardır ölüm için?)
Dediler ki: (Ölüm'den bahsetmez hiç o kimse.)
Buyurdu: (İyi adam değildir öyle ise.)
Bir gün, Resulullaha sordu biri Ensar�dan:
(En akıllı kimlerdir acaba insanlardan?)
Buyurdu ki: (Ölüm'ü en çok yad edenlerdir.
Ve hazırlık yapmakta acele edenlerdir.)
Bir veli buyurdu ki: (Kalbim sıkıldığında,
Ölüm'ü hatırlayıp, rahatlarım anında.)
Ömer bin Abdülaziz, toplayıp âlimleri,
Ölüm ve ahiretten konuşurdu ekseri.
O kadar ağlardı ki sonra da kederinden,
Cenaze çıkmış gibi olurdu evlerinden.
Hasan-ı Basri dahi otursaydı bir yere,
Ölüm ve ahiretten bahsederdi ilk kere.
Hazret-i Aişe�ye sual etti bir hanım.
Dedi ki: (Kalbim katı, acaba ne yapayım?)
(Ölüm'ü çok hatırla, yumuşar) dedi ona.
Dediği gibi yapıp, kavuştu muradına.
Rebi bin Heysem dahi, bir mezar kazdı evde.
Çoğu vakitlerini geçirirdi o yerde.
Derdi ki: (Az bir zaman unutsam ölüm'ü ben,
Kalbimin karardığı belli olur halimden.)
Ömer bir Abdülaziz buyurdu ki bir zata:
(Ölüm'ü düşünürsen, kavuşursun rahata.)
Resulullah gördü ki bir gurup insanları,
Çalıp oynamak ile geçiyor zamanları.
Yaklaşıp buyurdu ki: (Siz, bu toplantınızda,
Lezzetleri bozanı hatırlayın biraz da.)
(O nedir ki?) deyince, buyurdu ki: (Ölüm'dür.
O, bütün lezzetleri, temelinden götürür.)
Alt Kategoriler:
Ölüm sözleri
ölüm nickleri

#2968

 
© 2015
AŞK